2014 ZELİHA BURTEK / Tuğla Deyip Geçmeyin
  Yapı Dergisi, Nisan 2014


Seçil Erel'in "Alan" başlıklı sergisinde, renksel düzenlenişin, fırça sürüşü düşündürmeden, kendi başına varlık kazandığı tuvaller, soyut dili de tuvallerden uzaklaştım.

salyangoz kabuğunu hem terk eder,
hem içinde yaşar


Sergiden görünüm.

Mekân, kendi başına şeyleri bir arada tutar. Nedensiz, sorgusuz, her türlü katkıyı, yeniyi içinde yer açarak ağırlar, mek-ânın yaptığı, bir çeşit ağırlama, konukların kalacak yerlerini belirlemeciir. Herkesin birbirini tanıması, neredeyse olanaksız gibi dursa da, olası yaşanmışlıklara, olasılıklara, olacak olanlara bir yakınlık içinden davet açar. Mekânın en büyük ayrıcalığı, yan yana gelmeyecek, gelemeyecek olan şeyleri bir arada barındırmasıdır. Aslında mekân, yaşamsal husumetlerin ötelenirken başka deyişle uzaklaştınlırken, varlık-insan tarafından yeniden davet edildiği kavramdır. Varlık-insan, kendini, mekânda açar, evrene bu mekândan yayılır. Burada mekânın, zamana önceliği önemli durmaktadır. Zamanın, şeyler, olaylar olmadan anlam kazanamayacağı kabulünden hareketle, mekân, zamanın varlık koşulu olmaktadır. Olaylar, süreklilik, yanyanalık içinde zamanı düşündürür. Tuval, bir perde, bir hali, bir duvar olabilir. Dokuma görünümünde yaşanan mekânlann, her ilmikte, yan yana kaldırım taşlarının arasından uzanan çizgilerin, tuval yüzeyinin düşey, yatayları içinden, binalara, binalardan iç mekâıllara kadar uzanışı, resim-yaşam ilişkisinde mekânın, desenden önce yaşam alanlarını davetini düşündürebilir. Bina, bir saksı misali içine doldurulan toprağın içinden çiçeği, yaprağı cephesinden, çatısından sarkıtır. Binaların renkli çizgiler, noktalar arasından canlandınlışı, yaşam izlerinin heyecanlarının, inişlerinin titreşimiyle hareketlenir.

Metin Kutusu:   
"Latif Palas Apt."; Seçil Erel,
Tuval
üzerine yağlı boya, 140x161 cm, 2013.
  "Safa Sokak"; Seçil Erel,
Tuval üzerine yağlı boya, 180x207 cm, 2013.

Bir ev planının, başka bir deyişle mekâna ilişkin bir poetikadan söz edilebilecekse, duygularını anıların mekân içinden anlamlanması, kendi varhklannı mek'ânın koordinatlarmda bulması, hikâye edilebilen, resmedilebilen mekânı düşündürür. Tavan arasında açılmak üzere bekleyen bir sandık dolusu anı, küçük tavan penceresinden sızan gün ışığından enerjisini alır. Bodrumda saklammş, gözlerden uzak tutulan şeyler, ışığın gerisinde, karanlığın içinde kendi saklı öyküleriyle beklemeye alınırlar. "Ev"in, dilsiz ifadesi edebiyatta, müzikte, heykelde, resimde seslendirilir. "Ev"in içinin yanında dişinin da öyküleri, kendinde saklı tuttuğu anlatıları vardır. Gündelik yaşamın içinde, ev cephelerinin renksiz, tekdüze görünümü, yaşanmışlıkların önünde durmaya dirense de, yaşamın dile gelmeyen, gelemeyen her anı, kendi renkli -her renk söz konusu edilebilir- ifadesini yaşatmaya devam eder. Burada, varlık-insanın kendinden, çevreden ne kadar haberdar olduğu, yaşam denilen genel kavramı nasıl anladığı, anlattığı buna gerek duyup duymadığı, farkında olmadan kısmi, parçah, ayrmtılardaki kullanılan araçlar aracılığıyla kendisini dahil ettiği yaşam, yaşantmın içinde yayılır, genişler. Sıra sıra, önlü arkalı, birbirine gölgeli duran yapı grupları, her ayrıntının içinde yer alır. Bu ayrıntılar, günışığında, gecenin göğü altında hızla genişlerken, sokağı, odayı aydınlatan lamba, her ayrıntıda var olmaya, ayrıntıların hiyerarşisini bozmaya çalışır.

Plan; sokağın planı, odanın, evin planı, kendi içinde yaşamın aynntılarıdır. Sessizlik içinden dile gelme yollarını arayan planlar, kendilerine yol göstericiler ararken, ressamın tuvalinde, kendilerini var eden malzeme, teknikler, anlatım dilleri arasından sızmaya, yayılmaya çabalar. Rengin, malzemenin bir öyküye dönüşmesi, sanatsal dilin merkezinde, sanatçının, yaşam kavramı içinde dönüp duran kırıntılardaki varlık olanağıdır. Planın, malzeme, renk ilişkisinde varlığı, soyut dilin merkezine yönelerek, soyut formları, canlandırabilecek, birer nesneye dönüştürebileceğini gösterebilir. Buradan tuvale, resim yüzeyine uzanan, plan çizgileri, malzemenin kullanım alanları, rengin ışık olanağı, mimarinin canlı dokusunun büyük harfle yazılan "Yaşam"m içinde yer aldığını hatırlatabilir.

Seçil Erel'in "Alan" başlıklı sergisi, tuval yüzeylerinin birer ev, oda, sokak planına dönüştürüldüğü, burada geçen zamanların, dilsiz, gizli yaşanmışlıklarının renkler, tuğlalar, kaldırım taştan, parke kaplamaları, pencere dokusu arasından gündelik tekrann içinden önemli duruşlarını var etmişlerdir.

  Metin Kutusu:
"Arsan Apt 3"; Seçil Erel,
Tuval üzerine yağlı boya, 138x120 cm, 2013.
  "Dere Apt."; Seçil Erel,
Tuval üzerine yağlı boya, 180)(207 cm, 2013.

Erel, kendi yaşadığı sokak, apartman, daire 'Alanlarını, algısı içinden yansıtırken, şehir haritası içinde yer alan, bu yaşam 'Alanları, sanatçı tarafından sanki "ben olmazsam da bunlar burada, orada, asıl önemli olan, bu her Alan'm kendilerine algımızdan farklı bir varlık olanağını sunmak" demektedir. Bu noktada, mekân, algı, anı ilişkisindeki, mekâna ilişkin hüzünlü yaklaşımlar, ortadan kalkarak, mekân saf bir varlık kazanır. Mekân: "Zamanın, varlığın koşuluyum" sesini yükseltir. Sergi "Alan"ında yer alan küçük tuvaller, yanında büyük düzenleme tuval bir ev planının, tepkisi şeklinde, duvara düşeyde asılmıştır. Plana kuşbakışı bakış, burada, karşıdan, yandan, çaprazdan bakışlarla çoğaltılarak, istediğinizi yapabilirsiniz, ben bir 'Alan"ım, her bakışın içinde yer alırım vurgusunu sergi duvarlanndan yükseltmektedir. Plan kavramınm, varlık-insan kullanımı içindeki kavrayışta —burada, plana tepeden bakış, planın, ellerin arasından biçimlenişi hatırlanabilir- 'Alan"a verilen ikindi durum, önce varlık vardı düşüncesi, sanatçı tarafından ötelenerek, dolaylı olarak, vardı, ürettiklerimiz aracılığıyla bu ikili yanyana ilerler denilmektedir. Erel'in, hassas dokunuşla yaklaştığı, "Alan"ın, doluluklan, kirlilikleri uzaklarda tutan resimsel dili, "Alan"ı, evrenin boşluğunu anımsatabilecek ifadesi, resim tekniğinde desenin önüne geçirebilir.

Renksel düzenlenişin, fırça sürüşü düşündürmeden, kendi başına varlık kazandığı tuvaller, soyut dili de tuvallerden uzaklaştım.. Soyut-renk ikilisi, tuvallerde, tanıdık malzeme kırıntıları aracılığıyla aşılmış, kullanım "Alan"larımn tuval yüzeylerinde göz kırpışıyla bir hali dokuması, kumaş dokusu, yer kaplaması, ışığın süzülüşüyle hareketlenen bir perdeye dönüşmüştür. Bu sergi, soyutun ki burada mekân kavramının da soyut olduğunu hatırlayarak, tanıdık olan içinden yaşadığım anımsatır. Soyut, uzaktan düşündürürken, sergi, soyutu, yakınlıklar, yanyanalıklar içinden nesnel dilin içine yerleştirir. Bir olumsuzluk değil, aralarda kalmış olanların, yer yurt edinmesinin ifadesi, bu yerin kontrol altında tutulamayacak, kimseye ait olamayacak niteliğinin altının çizilmesidir. "Alan", herkese aittir.

Not:
Seçil Erel'in "Alan" adlı sergisi Galeri Zilberman'da 10 Ocak-1 Mart 2014 tarihleri arasında gerçekleşti.

*Zeliha Burtek

Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi Bilgi Üniversitesi, Sanat Yönetimi Bölümü